13 Haziran 2011 Pazartesi

KURT SEYT & SHURA

 Nermin Bezmen, bu kez Çarlık Rusyasının debdebeli yaşantısından Bolşevik ihtilali ile İstanbul'a sürüklenen hayatları anlatıyor. 1892'nin Yalta'sından St. Petersburg'un saltanat günlerine, Karpatlar cephesinden ihtilalin cehennemine ve nihayet işgal altındaki İstanbul'a, 1920'lerin Pera'sına, macera dolu bir yolculuk yapacaksınız. Onlarla beraber polkaların, troykaların sihirli alemini, ihtilalin acımasızlığını, parçalanmış Osmanlı İmparatorluğunun son günlerini yaşayacaksınız. Kurt Seyt: Mirza Eminof'un oğlu olarak servet ve ünvanla doğmuştu. Yakışıklıydı, hırslıydı, cesurdu. Çar Nikola'nın Muhafız Alayında genç bir Üsteğmen oluşu onu Bolşeviklerin ölüm listesine dahil etmişti. Kaçarken getirdiği bir taka dolusu silahı Mustafa Kemal'in Kuva-yi Milliyesine teslim ettiğinde, karşılık istemeyecek kadar gururluydu. Hayatına sıfırdan başlarken elinde kalan serveti sadece gururu ve aşkıydı. Shura: Tchaikovsky nağmelerinin romantizmi ile sarılmış karlı bir Moskova gecesinde, henüz onaltısındayken saf güzelliği, beklentisiz aşkı ile Seyit'in dünyasına girdi. Ailesinin ünvanı, serveti onun da ülkesinde kalmasına yardımcı olamadı. Sevdiği erkekle atıldığı bu macerada bir daha hiç göremeyecekleri vatanlarının, ailelerinin, artık yaşamayacakları geçmişlerinin hasretlerini birbirlerinin aşklarında dindirmeye çalıtılar. Büyük bir aşkın, harbin, ihtilalin, hasret ve hüzünlerin hikayesi ile okuyucuyu baştan sona kendine has bir tat, merak ve heyecanla sürükleyen, uzun süren araştırmaların gerçeklikle aktarıldığı bir roman, "Kurt Seyt ve Shura." (Arka Kapak) 


  İnanılmaz bir dönem,inanılmaz bir aşk hikayesi. Seyt ve Shuranın aşkı sizi büyüleyecek. Kesinlike tavsiye ediyorum :) Yanınıza selpağınızı alın ve okumaya koyulun :)

'Aile' Bir Farklı Oluyor Arkadaş!

  Dün hayatımda unutamayacağım günlerden birini yaşadım yine :) Ailecek toplandık bizim hobi bahçesinde, babamın patronları, komularımız falan... Aslında bu kadar ğlenceli geçeceğini ummuyordum desem yalan olmaz :) Çünkü böyle söylesem bile farklı kültürden insanlar bir aradaydık. Ülke farklılığı bile vardı bazılarımızın arasında. Daha fazla belli edemiycem kusura bakmayın, şurda gizliyoruz kimliğimizi ne de olsa :D
   
  Neyse, öyle yemekler falan, her şey olması gerektiği gibi giderken havamız değişmeye başladı birden. :) Hep beraber şarkılar, türküler söylenmeye başladı. Kültürler farklı olsa de şarkıların kültür ayırımı yok bence. Yabancı da olsa Türk de olsa şarkı şarkıdır be arkadaş! Anlamasan da duygulandırmıyo mu bazı yabancı şarkılar. O misal işte :) Sonra memleketimin türkülerini söylemek hep bir ağızdan... Anlatılmıyo gerçekten, yaşamak gerek, yaşattırmak gerek :) En kötüsü de ''babacığımın gözlerinin dolduğunu görmek. Normalde birisi ağlarken dayanamam hemen ağlarım ama bu kişi Annem veya Babam ise direk çeşmeler açılıyo bende :) Aramız biraz limoniydi ama gittim sarıldım, öptüm. İşte orda biraz duygusal anlar yaşandı. Ay neyse yine ağlıcak gibi oluyorum o yuzden mevzuyu kısa kesiyorum :)


  Öyle işte... Dostlarınla da eğlenirsin, onlar da bambaşkadır! Ama şu aile işi daha farklı oluyor sanki :) Kısacası ben onları çok seviyorum ya... Hep yanımda olmaları dileğiyle... Hep yanlarında olmak dileğiyle...

Yasemin*
   

9 Haziran 2011 Perşembe

HAYAT

Geçmişi özlemek,anmak belki ağlamak...Keşkelerimizin içinde boğulmak,aynı zamanda umutlarımızla aydınlığa çevirmek yüzümüzü. Her şeye rağmen umudu kaybetmemek, inanmak mucizelere ... Bir dakikada olsa polyanna olabilmektir yaşamak. Geçmişi unutmak unutulmasa da gömmek en derinlere. Geleceği beklemek gülümseyen gözlerle,hayallerle... Ama her şeye rağmen anı yaşamak... Geçen dakikaların saniyelerin değerini bilmek,pes etmemek yaşamak işte hayat. Yaşamaya değer kılan şeyleri görmek tüm olumsuzluklara rağmen nefes almak, sevmektir  hayat...
                                                                                                                        LEYLA & YASEMİN

6 Haziran 2011 Pazartesi

...

    Çaresizlik ne zormuş... İstemeden de birilerini üzmek ne acı... Keşke hep istediğimiz olsa ya da bi şekilde kimse mutsuz olmasa... Ama böyle olmuyor ki... Tanrıdan en çok istediğim şey şu an ellerimde ama bu da olmuyo ki...
    Neden yanlış zaman ve yanlış insan! Başkaları benim için hep yanlış insan olurken kendimin bir başkası için böyle olacağını hiç tahmin etmemiştim. Ve anladım ki acıların en büyüğü bende değilmiş. Herkes çekiyormus aşk acısını... Ama kural neden böyle?
   Herkes Mecnun gibi dağlara mı vurmalı kendini... Bir kere de hayallerdeki pembe panjurlu eve gitseydik olmaz mıydı? Başkalarının bizi üzmesine ve başkalarını üzmemize göz yumuyoruz maalesef! Hayat çok acı gerçekten! Bir oyunun içindeyiz hepimiz ama kuralları değiştiremiyoruz. Bu yüzden herkese Bol Şanslar!